KALE, AMA SEN BİR İNSANSIN
Hayat
nedir? Benim düşünceme göre hayat bir oyun gibi. Bu oyun ne mi? Bana göre
futbol. Herkesin sizi izlediği bir ortamda kendinizi kanıtlamanız gerekir.
Kanıtlarsanız, herkes bir anda dostunuz olur. Kanıtlamazsanız, tüm dünya size
nefretle bakar ve işe yaramaz olduğunuzu düşünür. Bu yüzden ben oyundaki
kaleydim. Paslanmış direklerimle ve kopmak üzere olan filelerimle insanların
bana gol atmasını bekliyordum. Ben kalelerden farklıydım çünkü benim kalecim
yoktu. Bana atılan şutların gol olmasını engelleyen, tek amacı beni korumak
olan birisi yoktu hayatımda. Çevremdeki herkes bu boş kaleyi görüyor ve puan
kazanabilmek için atabildikleri kadar gol atıyorlardı. Kimse paslanmış
demirlerimin içinde yatan acıları ve duyguları görmüyordu. Bir gün dışarıda
yürüyordum. Güneş’in parlak gülümsemesiyle aydınlanan bu dar sokaklarda yüzü
asık olan tek kişi bendim. Yanımdan geçen kişiler acıyan gözlerle “Acaba neden
mutsuz?” der gibi bakıyorlardı suratıma. Yapabileceğim bir şey yoktu. Gerçek
gülümsemem yıllar önce ölmüştü benim. Ve sahte bir gülümsemeyle insanları
kandırmak bana göre değildi. Bana bakan suratlara dönüp “Neden şaşırıyorsunuz
ki? Bu yüz sizin eseriniz” demeyi ne çok isterdim. Ama susmalıydım. Çünkü bir
kaleydim ben .Esen soğuk rüzgarlar yüzünden üşümeye başlamıştım. Demek ki güneş
bile gerçekten gülmüyordu, altından geçen insanlara, kuşlara. Bir kafeye
girdim. Eskimiş kürklü montumu askıya astım ve pencerelere yakın bir masaya
oturdum. Yansımamı görmeye ihtiyacım vardı, var yaşadığımı unutmamak için.
Düşüncelere dalmış bir şekilde masamda otururken birisi yanıma geldi. Bu yüzü
tanıyordum. Bana gol atmayan “Arkadaş” diyebileceğim tek kişiydi.
-Sanırım
yine zihninin içinde geziyordun. Böldüm mü?
İnsanlar cevabını bildiği halde neden soru sorar ki!
-Hayır.
Zaten önemsiz şeyler düşünüyordum. Seni burada görmeye pek alışk değilim. Bir
şey mi oldu?
Yüz ifadesi anında değişmişti. Söylemek
istediği bir şey vardı ama cesaret edemiyordu.
-Cevabını
bulamadığım bir soru var aklımda ve benim için çok önemli.
Bir kale olduğunuzda ya gol atar ya da
içindeki tüm duygularla ve unutmak istediği anılarla doldurur sizi. Bir kişi
size içini açtığında, onun derdi sizin derdiniz, onun acısı sizin acınız olur.
Berbat geçen günümü daha fazla kötü hale getirmek istemiyordum. Ama yapacak bir
şey yok. Sonuçta ben bir kaleyim. “Sorunu bana sorabilirsin” dedim pişmanlık
duyarak.
-Herkes
dünyaya belirli bir pozisyonda gönderilmiştir. Bunu bana sen söylemiştin. Bu
sözden sonra “Acaba benim pozisyonum ne?” diye düşünmeye başladım. Ama cevap bulamadım.
Sence benim pozisyonum ne?
Ona oyundaki pozisyonun tüm oyuncuları
sakatlayan ve hayattan bezdiren bir kişi olduğunu söylemek istiyordum. Böyle
düşündüğüm için bana kötü, zalim, önyargılı diyebilirsiniz. Ama o kadar çok gol yemiştim ki insanlara tahammülüm
kalmamıştı. Buna en yakın arkadaşım da dahildi.
-Hangi
pozisyonda gönderildiğini ben bilemem. Kendi kişiliğinden yola çıkarak bu
soruna cevap bulabilirsin.
Uzun bir süre sessiz kaldı.
-Sanırım
ben bir hakemim . Adaleti sağlayan , gerekirse kırmızı kartla insanları oyundan
atan bir hakem.
Bana göre hakemlerin adaleti kendi çıkarlarına
göre şekilleniyor. Neyse. Eğer o bir hakemse bana karışamazdı, düşüncelerimi
yargılayamazdı. Sonuçta bir kale için kural yoktur. Beni oyun dışına atamazdı.
-Peki
senin bu hayattaki pozisyonun ne?
-Benim
mi? Ben bir kaleyim.
Yüzündeki mutlu ifadenin yerini şaşkınlık
almıştı.
-Kale
mi? Ama sen bir insansın.
Ve gol. Sonunda o da başarmıştı. İlk defa bir
hakem , kaleye kırmızı kart vermişti. Bu sözünden sonra masadan kalktım ve
montumu da alıp kafeden çıktım. Arkama bakmadan ilerliyordum. İnsanlar benim
için kalelere gol atmaktan başka bir şey düşünmeyen varlıklardı. Böyle bir
hakarete uğradığım için üzülmüştüm. Dar sokaklarda evime doğru yürürken aklımda
sadece bir söz vardı. “Kale, ama sen bir insansın.”
Yorumlar